Endulusya Ruyasi Zehirlendi

Ellerinde testereyle bahceme girdiler bir gun aniden. Iki kadin. Ellerinde vekalet. Il cevre mudurlugunden alinmis. “Bu agaci kesecegiz” dediler. Ofkelendim. “Sebep?” Dedim. “Bu benim bahcem.” “Bu agac coktan ölmüş kör musunuz?” dedi biri.Ustelik zehirliyor cevreyi” diye ekledi digeri. Gozyaslarim sel oldu. “Ben onu akan yaslarimla sularim” dedim. “Cok gec” dediler. “Bakin iki guzel dali var, capcanli” dedim. Istemedim inanmak. “Bana biraz zaman verin” dedim. Agaclardan anlayan bir uzman buldum. Gittim danistim. “Bir bakalim” dedi. Topragi acmaya cesaret edemedi. “Il cevre mudurlugu hakli, bu agac kesilmeli, benim de yapabilecegim bir sey yok” dedi. “Neden”dedim. Su versek her hafta, gunesi getirsek yani basina.. Bu agacin kökü yok dedi. O zaman bu dallar ne olacak dedim. Onlar yasayacak dedi. “Susuzluguna inat agacin her pazartesi gunesle” dedi. Ama nasil dedim. Onun da uzmanlari var dedi. Teknik bir yerden geldi sesi. “Benim de dallari olan agacim var ama yan bahcelerde kökü olmayan dallar da var dedi. Bu normal.” falan filan. “Onlar artik ayri ayri birer canlar” dedi. “Tutunacaklar.” Biraz olsun rahatladim. Boyle dallar varmis dedim. Bahcemde kokleri olmayan bir agaca bakmisim yillarca diye dusundum gunlerce. Bir ara tum bu soylenenlere inat ettim. Muzige inanirim ben, sifacidir, beklerken testerenin gelisini dinledim bir seyler. Endulusya’daydik bu agacla. Gercekten o zaman da yok muydu kokleri. Tangos, alegria, sevilla… kulaklarimda. Geldiler, zaman doldu dediler. Topragi destiler. Panzehir ile sakinlestirdiler. Muzik degisti. Random. Cante jondo. Gozlerimin onunde oldu her sey. Kedi de gordu hepsini. Iki ayri kok cikti topraktan. Biri dogu biri bati gibi. Biri cansiz biri kirgin gibi. Varmis aslinda. “Bu kokler ayri topraklarda yasayabilir aslinda” dedi il cevre mudurlugunden gelenler. Illa bir sey diyecekler. “Birbirlerini zehirlemisler” diye yazdi tespit tutanagina. Cok fazla soz kalmadi bana. Dallari hangi koke yakin konumlandiracaksiniz diyebildim. Hangisi ayakta kalirsa dediler. Gittiler. Hikaye burada bitiyor. Kokler ayrildi. Biri cok kirginmis neden bana suyumu vermediniz, ben bunu hak etmedim diyormus digeri ise icine donmus, gunesimi sen kestin diye sitemkar digerine. Bilim ve kanunlar kazanirken bir agac bu dunyadan silinip hikaye oldu. Dallarin yasamlarina umutlu, bir agacin gozlerimin onunde kesilisine hayret icinde kalakaldim. Omrumun neredeyse yarisini bu agaca bakarak yasamistim, kolay degil. Su ve gunesin onemini anladim. Marifet gibi soyluyorum. Beceriksizligime sovuyorum aslinda. Dallari her gun sevecegim. Bakamayacagim bir agac dikmeyecegim bahceme gibi sozler yaziyorum yeni anayasama. Gun gelecek bir gun Soleares de Triana’yi dinlemekten gececegim, bahcemde iki yeni agac buyutecegim flamenkonun en coskun ezgileriyle besleyecegim gibi seyler ekliyorum. Bir de agac uzmaninin soyledigi bir sey kaldi aklimda. “Bu agac belki de sadece bu iki dal icin dikilmistir.” Peki ama o zaman uzman kisi, Endulusya sadece benim bir ruyam miydi?

Simdi anlami yok bu sozlerin. Yitmek emir ama yetmek zor, bilirim.

guls..

https://youtu.be/A9y7nL7NoQM?si=JdKZNBKX0obn2n1X

 

Category: Blog
Tags: Blog
Önceki yazı
ay tutulurken
Sonraki yazı
conflict

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

keyboard_arrow_up